Günümüz siyasal ve ekonomik düzeninde “tarafsızlık” çoğu zaman erdem değil, konfor alanı olarak işlev görüyor. İtiraz edenler sistem dışına itilmekte, uyum sağlayanlar ise görünmez bir ödül mekanizmasıyla desteklenmektedir. Bu durum yalnızca siyaseti değil, iş dünyasını da sessizliğe zorluyor. Özellikle ekonomik güce sahip aktörlerden beklenen şey, fikir üretmek ya da eleştirmek değil; mevcut dengeleri bozmadan yoluna devam etmektir. Ancak bu sessizlik, sistemin kendisini yeniden üretmesinin en etkili araçlarından biri hâline gelmiş durumda.
Bu yapının ortaya çıkardığı risk alanı, iş dünyasındaki aktörler için de oldukça nettir. Ekonomik güç kazanan girişimcilerin çoğu, sistemin konforlu tarafına kaymayı tercih eder. Oysa Çağdaş Genç, bu konfor alanına yanaşmayan, aksine sistemin ürettiği adaletsizliklerle doğrudan temas etmiş bir iş insanıdır. Tunceli kökenli, Lolan aşiretine mensup bir aileden gelen Genç, aile hafızasının yalnızca bireysel başarı hikâyelerinden değil, kayıplardan, yerinden edilmekten ve zorunlu ilişkilerden oluştuğunu belirtiyor. Bu geçmiş, onun hayata karşı reflekslerini şekillendirmiş ve onu sahada edindiği deneyimlerle donatmıştır.
Genç, kendisini yalnızca girişimci veya iş insanı olarak tanımlamıyor. Onun bakış açısını belirleyen, emeğin değerini bilen, gücün nasıl merkezileştiğini gözlemlemiş ve sistemin dışında bırakılanları yakından tanımış olmasıdır. Hayatını masa başı teoriler yerine üretimin, mücadelenin ve adaletsizliğin tam ortasında şekillendirmiştir. Bu nedenle bakış açısı romantik veya soyut değil; sert, gerçekçi ve sorgulayıcıdır.

Genç’in iş dünyasındaki deneyimleri, siyasete olan yaklaşımını da şekillendiriyor. Ona göre siyasetin en büyük problemi, gerçek hayattan kopmuş olmasıdır. Bugün karar alanların büyük çoğunluğu işçiyle, esnafla, üreticiyle ya da gençlerle aynı hayatı yaşamıyor. Genç, siyaseti bir kariyer basamağı olarak görmüyor; toplumsal sorumluluk alanı olarak değerlendiriyor. İş dünyasında edindiği deneyimler, sistemin nerede çalışmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu sorunlar konuşulmadığı sürece çözülmez.
Çağdaş Genç, iş insanı kimliğiyle sistemin konforlu tarafında durmuyor. Girişimcilik onun için yalnızca sermaye biriktirmek değil; çarpık düzenin içinde ayakta kalmayı ve üretmeyi öğrenmek anlamına geliyor. Bugün birçok kararın masa başlarında halktan kopuk biçimde alındığını ve bu düzenin bedelini sahadaki çalışanlar, emekçiler ve küçük girişimcilerin ödediğini belirtiyor. Ona göre ekonomi, yalnızca birkaç ayrıcalıklı grubun çıkarlarını değil; üreten ve risk alan insanların hayatını kolaylaştırmak için var olmalıdır.
Çağdaş Genç’in gözünden bugünkü siyasi düzen, halkın gerçek ihtiyaçlarını önceleyen bir yapı olmaktan uzak. Siyaset, toplumun taleplerini taşımaktan çıkmış, kendi iktidar alanını korumaya çalışan kapalı bir mekanizma hâline gelmiş durumda. Bu yapı eleştiriyi tehdit, itirazı düşmanlık, farklı fikri ise risk olarak görüyor.
Demokrasi yalnızca sandık günü hatırlanan bir kavram değildir; ifade özgürlüğü, hesap verebilirlik ve çoğulculukla yaşar. Bugün farklı düşünenler sistem dışına itiliyor, eleştirenler baskı altına alınıyor ve toplumun büyük kesimi karar alma süreçlerinden fiilen uzaklaştırılıyor. Asıl sorun, bu düzenin artık kendini yenileyememesi. Aynı aktörler, aynı söylemler ve aynı yöntemlerle toplumdan farklı bir sonuç bekleniyor. Oysa halkın beklentisi çok daha net: adalet, liyakat, şeffaflık ve eşitlik.
Çağdaş Genç, itiraz edenlerin tarafında duruyor, ancak bu itiraz yıkıcı değil; dönüştürücü bir itiraz. Sorunları görmezden gelmek yerine açıkça konuşmak gerektiğine inanıyor. Sessiz kalmanın erdem sayıldığı bir kültürde bu duruş, mevcut güç odaklarını rahatsız ediyor. Ona göre bedel ödemeyi göze almayanların söylediklerinin ve savunduklarının ağırlığı yoktur. Konfor alanından yapılan eleştiriler sistemi sarsmaz; gerçek cesaret, bedelini bilerek sistemin içinde kalıp onun çürük noktalarını ifşa etmektir.
Siyasi duruşu işleri zorlaştırmış olsa da, Genç bunu bir bedel olarak kabul ediyor. İhale dışı bırakılmalar, iş birliklerinin askıya alınması ve “fazla konuşan” etiketi, onun uzun vadede temiz bir sicil ve güçlü bir hikâye kazanmasını engellememiştir. Sistemler değişir, iktidarlar geçer; duruş ise insanın kendisiyle baş başa kaldığında hesap verebildiği tek şeydir.

Bugün bağımsızlık, bir konfor alanı değil; bilinçli bir karşı duruştur. Siyasi partilerin kuruluş ilkelerinden uzaklaşması, değişimi reddetmeleri ve sermaye merkezli bir kulübe dönüşmeleri, bağımsızlığı zorlaştırıyor. Parası olanın daha görünür olduğu, finansal gücün temsil gücüne dönüştüğü bir düzende, milletvekilliği halkın emaneti olmaktan çıkıp bir yatırım aracına dönüşüyor. Genç buna itiraz ediyor: parayla alınan temsil, halkı değil, parayı temsil eder.
Ticaret alanında da durum benzer. Siyaset ve ticaret doğru konumlandığında toplumu ileri taşır; aksi hâlde birbirini kirletir. Sermaye, kamu kararlarının görünmez ortağı olduğunda demokrasi zedelenir. Siyasal yakınlıkların rekabetin önüne geçtiği bir düzende ticaret de ahlaki zemini kaybeder; doğru ilişkileri kuranlar avantajlı hâle gelir, dürüst çalışanlar ise sistem dışına itilmiş olur.
Genç, ticaret yaparken adaletsizliği görünür kılmayı ve etik, şeffaf bir ticaret anlayışını savunmayı tercih ediyor. Ona göre güç, sisteme entegre edilmek için değil; dönüştürmek için kullanılmalıdır. Sistemin içinde olmak, sistemin sizi yutmasına izin vermek anlamına gelmez; aksine çarkların arasına ahlaki bir direnç koymak, gerçek cesarettir.
Çağdaş Genç’in perspektifi, iş dünyası ve siyasetin etik temellerini kaybettiğinde toplumun nasıl zedelendiğini ortaya koyuyor. Ona göre gerçek cesaret ne sadece karşı çıkmak ne de körü körüne uyum sağlamak; bedelini bilerek sistemin içinde kalıp onun çürük noktalarını ifşa etmek ve dönüştürmeye çalışmaktır. Sessizliğin ödüllendirildiği, konuşanın cezalandırıldığı bir düzende, itirazı içeriden yükseltmek en ağır ama en gerekli duruştur.
Gerçek değişim, kapıları dışarıdan yumruklayarak değil; içeride kilitleri kırarak ve adil, sorumlu bir duruşla gerçekleşir. İşte Çağdaş Genç’in hikayesi ve perspektifi, sadece bir iş insanının değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk taşıyan bir aktörün sistem içindeki cesur duruşunun örneğidir.