Safra kesesi taşları, günlük cerrahi pratiğimde en sık tanı koyduğum hastalıkların başında geliyor. Karaciğerin ürettiği safrayı depolayan safra kesesi, sindirim sisteminin düzenli çalışmasında önemli bir role sahiptir. Ancak safranın içeriğinde bulunan kolesterol ve pigmentlerin zamanla çökelmesi, safra taşı oluşumuna zemin hazırlar. Bu durum uzun süre belirti vermeden ilerleyebileceği gibi, ani ve şiddetli ağrılarla da ortaya çıkabilir.
Safra taşı gelişimi tek bir nedene bağlı değildir. Klinik gözlemlerime göre özellikle:
Kadın hastalar
Aile öyküsü bulunanlar
Aşırı kilo ya da ani kilo kaybı yaşayanlar
Gebelik süreci geçirenler
Hareketsiz yaşam tarzına sahip bireyler
Düzensiz ve yağdan zengin beslenenler
bu hastalık açısından daha yüksek risk altındadır. Modern yaşamın getirdiği yanlış beslenme alışkanlıkları, safra taşı sıklığını her geçen gün artırmaktadır.

Safra kesesi taşları genellikle şu belirtilerle kendini gösterir:
Sağ üst karın bölgesinde ani başlayan ve sırta yayılan ağrı
Özellikle yağlı gıdalar sonrası artan sancı
Bulantı ve kusma
Şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlığı
Ağrıya ateş, sarılık ya da sürekli bir hassasiyet eşlik ediyorsa bu tablo safra kesesi iltihabı ya da kanal tıkanıklığı gibi ciddi durumlara işaret edebilir ve gecikmeden değerlendirilmelidir.
Safra kesesi taşlarının tanısında ultrasonografi çoğu zaman yeterlidir. Belirti vermeyen taşlar takip edilebilirken, şikâyete neden olan safra taşlarında ilaç ya da diyetle kalıcı bir çözüm sağlanamaz. Bu noktada en etkili ve güvenilir yöntem, safra kesesinin cerrahi olarak alınmasıdır.
Günümüzde safra kesesi ameliyatlarında laparoskopik kolesistektomi, yani kapalı cerrahi yöntem altın standarttır. Karın duvarında açılan küçük kesiler sayesinde safra kesesi tamamen çıkarılır. Bu yöntem;
Daha az ameliyat sonrası ağrı
Daha kısa hastanede kalış süresi
Hızlı iyileşme
Günlük hayata erken dönüş
gibi hastalar için son derece önemli avantajlar sunar.
Hastalarımın büyük bir kısmı ameliyattan sonraki ilk gün taburcu edilmektedir. Safra kesesi alındıktan sonra sindirim sistemi yeni düzene kısa sürede uyum sağlar. Uygun zamanda yapılan cerrahi müdahale, ileride gelişebilecek ciddi komplikasyonların önüne geçer ve hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.