Zaman bazen saatle ölçülmez; hatıralarla, suskunluklarla ve içimizde büyüyen sorularla akar. Serdar Bilgin’in edebiyatı tam da bu noktada başlar. O, yakın tarihin sert kırılmalarını kuru bir kronolojiyle değil, insanın kalbinde bıraktığı izlerle anlatır. “Kırık Zamanlar” bu yönüyle bir dönem kitabı değil; bir neslin sessiz tanıklığıdır.
Hatıranın Sessiz Çığlığı
1960’tan 1990’a uzanan yıllar… Darbeler, ideolojiler, sokaklar, umutlar ve hayal kırıklıkları. Bilgin, bu büyük anlatının merkezine insanı koyar. Onun için asıl mesele şudur: Tarih yaşanırken, insan ne hissetti? Korku, umut, aşk ve yalnızlık; hepsi satır aralarında, şiirsel bir ritimle kendine yer bulur.
Yargılamayan Bir Dil, Davetkâr Bir Ses
“Kırık Zamanlar” okuru karşısına almaz, yanına çağırır. Öğretmez; düşündürür. Anlatı, sade bir dille ilerlerken beklenmedik anlarda derinleşir. Bu derinlik, okuru geçmişe değil, kendi iç dünyasına götürür. Çünkü Bilgin’in edebiyatında zaman, içsel bir yolculuğun zeminidir.

Bir Dönemin Ruhu, Satır Aralarında
Nazım Hikmet’in idealleri, Said Nursî’nin düşünsel izleri; kitapta bir alıntı olarak değil, bir atmosfer olarak hissedilir. Bu tercihle yazar, dönemin ruhunu didaktik olmadan, sezdirerek aktarır. Okur, anlatılan yılları okumaz; adeta yaşar.
Eğitimci Kimliğin Sessiz Gücü
Anadolu’nun farklı şehirlerinde gençlerle buluşmuş bir edebiyat öğretmeni olarak Serdar Bilgin, insan hikâyelerine yakından tanıktır. Türk Dili ve Edebiyatı ile Sosyoloji eğitimi, onun kalemini hem duyarlı hem bilinçli kılar. Bu yüzden “Kırık Zamanlar”, yalnızca geçmişi anlatmaz; bugünü anlamaya da cesaret verir.
“Kırık Zamanlar”, unutulanların, susturulanların ve içe atılanların kitabıdır. Ve belki de en çok şunu fısıldar:
Zaman kırılır, ama insanın hikâyesi anlatıldıkça iyileşir.